|
İstiklal
Caddesi - 1933
Sapanca' nın Tarihi
Bilinen yazılı belgelere göre M.Ö. 1200 yılında Frigyalı' ların bölgeye
gelmesiyle, bir yerleşim yeri olarak adı geçen Sapanca, gerçek anlamda
M.Ö. 378 yılında Bitanya Krallığı tarafından kurulmuştur. Doğu Roma
İmparatorluğu döneminde Buanes, Sofhan ve Sofhange adıyla anılmıştır.
Sapanca ve çevresinde 1075 tarihinde Anadolu Selçukluları'nın gelmesiyle
bölge Ayan ve Ayanköy adıyla anılmaya başlamıştır. Haçlı seferleri
sonrasında bölge yeniden Bizanslılara geçmiştir. 1640 yılında Erzurum
seyahatine giderken kasabadan geçen Evliya Çelebi, kasaba hakkında şu
bilgileri vermektedir.
"Bir zamanlar İzmitli bir ihtiyar buradaki orman ve çalıları
temizleyerek saban yürüttüğünden Sabancı Koca adıyla bir köy kurulur.
Sonra zaman geçtikçe Mamur bir hale gelerek Kanuni Sultan Süleyman
zamanında kasaba olmuştur". Kasabada Sarı Rüstem Paşa 170 ocaklı bir han
yaptırmıştır. Güzel bir camisi hamamı ve çarşısı vardır. İmaretleri gök
kurşunla kaplıdır. 1000 kadar kiremit örtülü ev vardır. İmaretlerin
tamamı Mimar Sinan yapısıdır. Bir Pertev Paşa hanı vardır oda Mimar
Sinan'ın eseridir. Bu hayrat eserin çoğu Rüstem Paşa'nın olduğu için
vakfın mütevellisi tarafından idare edilmektedir. Buranın bir yeni çeri
Serdarı vardır. Övüleceklerinden beyaz kirazı meşhurdur. Hamamının
dibinde bir ekmekçi dükkanı vardır. Bir dervişin hayır duası bereketi
ile bir çeşit beyaz ve has ekmek somun pişirir ki Sabanca somunu adıyla
her tarafta şöhret bulmuştur. Kırk gün bile dursa kuruyup küflenip
lezzetini kaybetme ihtimali yoktur. O kadar meşhurdur ki birini ılgarla
taze taze acem şahına götürmüşler oda beğenmiş. O kadar lezzetli ve has
ekmek olmasını bazıları suyundadır derler. Civarında bir köy vardır.
Sapanca gölünün çevresi 24 mildir. Gölün dört tarafında kasaba gibi 76
tane köy vardır. Bütün halkı bu gölün suyunu içtiklerinden yüzlerinin
rengi kırmızıdır. Mahsulleri çoksa da bağları yoktur. Sayısız bahçeleri
vardır. Bu gölün kenarında bir çeşit kavun ve karpuz olur ki ikisini
ancak bir eşek taşıyabilir. Gölün içinde 70-80 tane kayık ve çırnık
(zahire kayığı) vardır ki köyden adam, kereste v.s. eşya getirirler.
Kültür Vecihi Kapısı
Gölde
bulunan 70-80 çeşit balıktan avlayarak satarlar. Alabalığı, sazan
balığı, turna balığı luna balığı gibi tatlı su balığı çok lezzetli olur.
Kuvvet ve ferahlık verirler. Gölün derinliği çoğu yerde 20 kulaçtır.
Suyu gayet saf ve berraktır. Kıyısındaki köylerin kadınları elbise
yıkadıkları zaman asla sabun sürmezler. Ne yıkasalar temiz ve beyaz
tülbent gibi olur. Adı geçen somunu da bu suyla yoğurduklarından pamuk
gibi ekmeği olur. XVII yy. Sapanca Kapudan Paşa eyaletine bağlı Kocaeli
livası içinde bir kaza merkezi idi.
Bu durumunu XIX yy. kadar devam ettirmiştir. 1837 yılında İkinci Mahmut
Döneminde Adapazarı kaza merkezi haline getirilmiştir. Sapanca buraya
nahiye olarak bağlanmıştır. İzmit-Bolu yolu Sapanca' dan geçmekte idi.
Katip çelebi Cihannüma adlı eserinde bu yolun Sapanca kısmı hakkında
yolun burada yarım mil su içinden geçtiğini ve suların kabarık olduğu
zaman üzengiye çıktığını kaydetmektedir. Aynı tarif 19 yy. ilk yarısında
Charles Texir tarafından yapılmıştır. Bir saat kadar gölün kumları
üzerinde gidilmektedir. Bazı yerlerde sular eğer kolonlarına kadar
çıkar. 1890 yılında Sapanca' ya gelen demir yolu yukarıda sözü edilen
dar kıyıdan yarma açılmak suretiyle geçilmiştir. Demir yolunun
inşasından sonra karayolu inşa edilmiş ve hemen hemen geçilmez olmuştur.
cumhuriyet devrinde karayolu gölün dar kıyısından değil, yamaçların
gerisinden geçirilmiştir. Böylece kasaba tarihi ulaşım yolu görevini hem
demir hem de karayolu ile yerine getirmeye devam etmiştir. 1950' li
yıllarda E5 karayolunun gölün karşı kıyısından geçirilmesiyle sapanca
bir müddet önemini yitirir gibi olduysa da 1989 yılında TEM OTOYOLU' nun
ilçeden geçmesi ile tarihi misyonuna yeniden kavuşmuş oldu |